Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
39 tane "aşk" etiketli yazı bulundu (sayfa 2)"aşk" tagli diger ogeler resimler, videolar

Yürümek Cesaretti...Durmayı Seçti Çoğu...

Biliyorum, ağaçların yaprakları arasından sızan loş bir ışıkla ardımdaki karanlıkta süzülüyorum... Her yaprağın hışırtısı, başka anlamlar veriyor yollara. Soğuk ve ıslak molalarımda, imlalara takılmadan, ilk defa kollarımı hayata hiç olmadığı kadar açıyorum.. İnadına yaşıyorum artık, inadına dipdiri belalar buluyorum yaşamaya.. Kirli, beyaz bir sisin içinde, hep orada, hep aynı yere ışıyan yıldızlar arıyorum gecelerime. Yarım kalsın istemiyorum hikayem, hayatımda eksilen ne varsa tamamlayıp, giderken dolansın istemiyorum yaralarım ayağıma...

Parmaklarımda canımı yakan kelimelerin tuhaf acısı, saçlarımı avuçlarımın arasına alıp, sıkıyorum başımı.. Damla damla akıp da kaybolsam diyorum, sessizce, yazmadan, okumadan, duasız, sus payım bile olmadan, damla damla, usulca.
Korkmadan basıyorum toprağa, dağlara doğru kaldırıyorum başımı, uzak, derin, dipsiz bir boşluk yok artık gördüğüm yerde, üşümüş parmaklarımı göğsüme gizleyerek, yüreğim düşecekmiş gibi bakıyorum gökyüzüne, yaramı öpüyor rüzgar, sarmalıyor, kucaklıyor, kestirmeden giriyor hep içime. Kıyısında dursam da yaşamın, olsun, kıyısından da olsa tutunuyorum işte, gittiği yere kadar...

Şiddetli kasırgalardan yol boyu halı..
Yürümek Cesaretti,
Durmayı seçti çoğu..

Varsın kasırga olsun ismi..
Tekrar tekrar ölebilirim....
Biliyorum, ağaçların yaprakları arasından sızan loş bir ışıkla ardımdaki karanlıkta süzülüyorum... Her yaprağın hışırtısı, başka anlamlar veriyor yollara. Soğuk ve ıslak molalarımda, imlalara takılmadan, ilk defa kollarımı hayata hiç olmadığı kadar açıyorum.. İnadına yaşıyorum artık, inadına dipdiri belalar buluyorum yaşamaya.. Kirli, beyaz bir sisin içinde, hep orada, hep aynı yere ışıyan yıldızlar arıyorum gecelerime. Yarım kalsın istemiyorum hikayem, hayatımda eksilen ne varsa tamamlayıp, giderken dolansın istemiyorum yaralarım ayağıma...

Parmaklarımda canımı yakan kelimelerin tuhaf acısı, saçlarımı avuçlarımın arasına alıp, sıkıyorum başımı.. Damla damla akıp da kaybolsam diyorum, sessizce, yazmadan, okumadan, duasız, sus payım bile olmadan, damla damla, usulca.
Korkmadan basıyorum toprağa, dağlara doğru kaldırıyorum başımı, uzak, derin, dipsiz bir boşluk yok artık gördüğüm yerde, üşümüş parmaklarımı göğsüme gizleyerek, yüreğim düşecekmiş gibi bakıyorum gökyüzüne, yaramı öpüyor rüzgar, sarmalıyor, kucaklıyor, kestirmeden giriyor hep içime. Kıyısında dursam da yaşamın, olsun, kıyısından da olsa tutunuyorum işte, gittiği yere kadar...

Şiddetli kasırgalardan yol boyu halı..
Yürümek Cesaretti,
Durmayı seçti çoğu..

Varsın kasırga olsun ismi..
Tekrar tekrar ölebilirim....

Gittin...

. . .Gittin. . Bekledim. . . Sana erteledim tüm yaşanmamışlıkları. Sensizken kanımın damarlarımda dolaşmasını çok gördüm bedenime. . Ağladım. . . Umutlandım dönersin diye. . Yokluğunda yaptığım en iyi işti harap olmak. . .

Gün olur gelirsin, maziye yenik gönlünü dokunulmamış sevdamla avutmak için. . Ben ben olmam o vakit. . .

Gittin. . . Gecelerce uykusuz kaldım gözlerine... Adından gayrısını haram belleyip bekledim.. Avuç açıp yaradana takatsiz kalana dek diledim seni... Nefesim nefesine aç saatlerce düşündüm ettiğimiz yeminleri... Gök yarıldı, şimşekler çaktı üstüme... Nefessiz, ışıksız kaldım yokluğunda...
İçimde yorgun bir kırlangıç çırpınıyor... Kanadı kırık, ağlıyor sevdamıza... Ağaçlar çiçeğe durdu bende mevsim hala güz... Yalnızlığımın tiz bağırtısı aramızdaki uçurumu hatırlatıyor her dakika... Kimsenin bilmediği, gayri meskun yerlerde kalbimi hüzüne sattım. . .

Gittin. . . Duvarlar sarsıldı derinden, yer yerinden oynadı... Efkarımı taşımaz bedenim... Kovalıyorum geceyi güne yetişmiyor bir türlü... Mutluluk ıskaladı geçti yine beni... Senin ömrümdeki rolün sona erdi. . .

Gittin. . . Yitmedin, bitmedi sevdam... Zamanla boğuşuyor günlerim... Ahlarım bırakmaz yakanı, bu dünya sana kalmaz... Sensizliğin keskin tadı damağımda... Bembeyaz bir kuğu gibi yeni gelin edasıyla süzülüyor içimde yalnızlığım... Ömrümün savaşını veriyorum kendime karşı. . .

Gittin. . . Dinmedi gözyaşım... Sen yoksan gökyüzü yok... Ekmeğin tadı yavan sensiz... İstemem doğmasın güneş... Toprağın suya muhtaçlığı misali muhtacım ellerine... Aşkça ötüyor içimdeki kırlangıç; dön diyor geç olmadan. . .

Zakkumlar sırt çevirmiş dağlara, başaklar hasata küs... Sensiz dönmüyor çark... Beynim gönlümün kölesi... Yarınım belirsiz... Hayallerim olasılıklarla ölçülü... Keder yağıyor saçlarıma gözlerimin altında matem çizgileri...

Terk edeni bekliyor yalnızlığım. . .


Deniz Yavuz

Aşkım Benim, Hem Kalemim, Hem Silgim...



Bazen kaçarız... Mecburiyetlerimizden; diş bilemelerimizden, iç geçirmelerimizden, çevremizi saran duvarlardan, sahte masumiyetlerimizden, hiç sorulmadan yüklendiğimiz sorumluluklarımızdan kaçarız.
Bir başkasına; seçtiğimiz, ayırdığımız, sevdiğimiz bir başkasına kaçarız.
Kimi zaman yalnızlığın kulaklarımızı sağır eden uğultusundan kaçarız.
Çoğu zaman bizi boğan sıkıntılarımızdan, bunaltımızdan, bitmek bilmeyen iç bulantımızdan...
Hayatımızı eline teslim ettiğimiz yalanlardan...
Kuyruğu dik tutma zorunluluğundan...
Kalp kırıklıklarımızdan...
Her şeyin otomatiğe bağlandığı duygusu uyandıran şu modern yaşamdan...
Ve daha ne çok şeyden, kaçarız.
Sevdiğimiz, ayırdığımız, bizi sevdiğine inandığımız birine kaçarız.
Onu sevgilimiz yaparız.
Biz kaçak, ilişkimiz sığınaktır artık.

Tamam, itiraf edelim ki, sevmek çoğu zaman katlanmaktır.
Birbirimize katlanmanın en şık yolu, en güzel adıdır.
Fakat bazen de kaçmak, ardına bakmadan koşmak, koşmak, koşmaktır sevmek...

Bazen birini severiz; birdenbire lavaboya koşup kapıyı kapatıp yüzümüzü yıkar; aynaya bakıp saçımızı başımızı toplar, iki dakika soluklanıp öyle dışarı
çıkar gibi...
Bazen de kapıyı vurduğumuz gibi sokağa fırlar gibi severiz...
Kimi zaman uzaktadır sevgili, hatta hep uzaktadır; sabaha karşı ruhumuz bedenden firar eder de yanına uçar.
Çoğu zaman yanımızdadır sevgili; işten güçten, eşten dosttan her bunalışımızda onun kucağına, sarılışına, gözbebeklerindeki ışıltıya kaçarız.
Sevmeyi eşsiz yapan şey budur biraz da...
İçinde kalbi küt küt atan bir kaçak saklaması!

Hele aşk!..
O kaçar ve kaçtığı ne varsa tarihten silmek ister.
Hep sormuşumdur kendime; Aşkı harekete geçiren nedir? Yoksa insanın geçmişini silme isteği midir bizi aşka yönelten?
Şöyle bir bakın; en tutkulu serüvenlerin kahramanlarına; karasevda kurbanlarına, aşktan yanıp tutuşanlara, bir bakın.
Çoğu taşınması ağır bir kişisel tarih yükünü sırtlanmış insanlardır. Aşk imdatlarına yetişir ve o yükü bir kenara fırlatır atar...
Birisi, özel birisi "şşşşt, sus!" der onlara; "ben seni istiyorum, geçmişini değil!"
İşte o an aydınlanır ortalık, geçmiş kararır.
Aranan kan bulunmuştur artık! Yaşamak hastalığı yerini aşka terkediverir.
"Aşk yeniden doğmaktır" diyenlerin kastettikleri biraz da budur.

İşte o yüzden aşka sadece hayatı temize çeken bir kalem gibi bakmak yanlış olur.
Aşk, aynı zamanda silgidir.
Geçmişi silen, silebilen bir silgi...
Bu yüzden önünde diz çökeriz onun, bu yüzden nerede görsek alnından öperiz.
Çünkü bir tek aşkın yaratabileceği sarhoşluk; bir tek aşkın yol açabileceği kadar devrimci bir kaçış bunu becerebilir.
Bir tek aşk, bizi kişisel tarih yükümüzün ağırlığından kurtarır ya da öyle sandırır.
Ama biliyoruz ki, silgilerin de bir ömrü var.


Ne demişti Ece Ayhan?
"Silgiler silerken silinirler de..."

Haşmet BABAOĞLU

Senin Dünyan Hangisi...

Rüzgara karşı alıp yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne fırtınalar, ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir,
İşte son budur...

İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin içine bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o dudaklardan bilirsin. Yinede umudun yeşildir,
İşte hayal budur...

Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur bitmesin dersin. Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o yüzüne bakıp sadece gülümser,
İşte acı budur...

Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi gülemez, onun gibi konuşamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin. Kahredip başını eğersin önüne.
İşte hüzün budur...

Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir uykuya hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir hayali. Atarsın gecenin kollarına kendini,
İşte huzur budur...

Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm gibi gelir insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana. Geri dönerse diye ölemezsin bile,
İşte sabır budur...

Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik. Yüreğin eskisi gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O başkalarıyla, mutlu bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin.
İste aşk budur...

Yoksun...Gelmeyeceksin...

Artık...geldiğinde ben olmayacağım...
Ve büyük ihtimalle, gelmeyeceksin de zaten...
Tıpkı, aslında hiç gitmediğin gibi...

Ne ile kavgalı ya da barışık olduğumu bilemedim asla...
Bilemeyeceğim de..
Neyi sevdiğimi? Ne kadar sevdiğimi? Ne istediğimi?...

Ve bugün, fazla bir yol da almış sayılmazken aslında..
Çok..ama çok yorgun hissediyorum kendimi..
Mesafeleri boşverip yürüyeceği yerde,
Hızla koşmuş insanlar gibi nefes nefeseyim...

Beynim, düşüneceği milyarlarca şeyi düşünmüş, Kalbim, atacağı milyarlarca atışı yapmış sanki (gibi)..
Kendilerine tanınan zamandan çok önce...

Karşıdaki Yunan adasının ışıklarını seyrederek bira yudumladığım, Ayvalığın o deniz kokan, rüzgarlı gazinosunda, Gecenin içindeyim...
Karmakarışık bir hüzünle beraber ve her şeyin kendiliğinden düzeleceği duygusuyla...

Düzelecek olanın ne olduğunu ise hiç bilmeden...
Mutsuz olduğumu söylersem eğer, sıkıldığımı çok sıkıldığımı..
Duyanların güleceğini bile bile,
Mutsuzum demekten korka korka kendime....

Artık geldiğinde ben olmayacağım....
Beraber yaşadıklarımız ne kadardıysa o kadar kalacak...
Sana söylediklerimden bir sözcük bile fazlasını duymayacak kulakların...
Bana söylediklerini sadece hatırlayacağım, her geçen gün unutarak sesinin tonunu...
Beraber gittiğimiz yerler daha fazla olmayacak hiçbir zaman...
Ne birlikte kahvaltı yapacağız bundan böyle, Ne beraber yıldızları seyredeceğiz...

Ve uyanmayacağız hiç bir zaman ayni yatakta yan yana....

Artık...geldiğinde ben olmayacağım...
Ve büyük ihtimalle gelmeyeceksin de zaten...
Tıpkı aslında hiç gitmediğin gibi...

Yarın da böyle olacak bu.
Ve her zaman.......

Seni Öyle Çok Seviyorum Ki...

Şu anda cok uzaktasın, beni düşünüyor musun, bilmiyorum? Ama ben hep seni düşündüm bugün, hiç aklımdan çıkmadın, attığım her adımda, yaktığım her sigaramdaydın.... Seni öyle cok özlüyorum ki, zaten cok uzaklardaydın, bugün klevyeme dokunan parmaklarım bile sana kavuşamadı...

Bugün bir başka hüzün çöktü yüreğime, ne yapsam ,ne etsem silinip atılamadı.

Seni şimdiden öyle çok özledim ki...İçim acıyor, sanki anlamsız bir keder çöreklendi yüreğime, gitmek bilmiyor...

Seni öyle çok seviyorum ki, istersen sor bugün benimle olan yüreğime akan gözyaşlarıma sor istersen, yüreğime sor, giderken yanına aldığın yüreğime sor, anlatsın seni ne çok sevdiğimi....ne cok özlediğimi...

Seni öyle çok özledim ki, sanki bugün yine ankara benimle ağladı...Gözyaşlarım yağmurun kilere karıştı....hava kasvetli, ben bir büyük acı.. senden başka kim bilebilir, çektiğim bu sancıyı?

Yürüdüm yağmur da, ellerim üşüdü yine....

Gözyaşlarım, yağmura karıştı....Yüreğim ise sıcaktı, Giderken yanında götürdüğün için o hep ılık bir sevda sıcaklığındaydı.....

Biliyor musun? ne zaman biri bana canım dese, senin seslenişin kulaklarımda çınlıyor, irkiliyorum, mutsuz musun gene? Gene yüreğin mi acıyor diye düşünüyorum...Ne zaman yalnız birini görsem, senin suliyetin sanıyorum, ne zaman bir ayak izine takılsa gözlerim, yüreğime geldiğin günler de bıraktığın ayak izleri aklıma geliyor, ürperiyorum.....

Yokluğunda neleri yitirdim... sen yoksan, gül güzel kokmuyor eskisi gibi, ne de güneş içimi isitiyor, ne de yağmurdan sonra toprak kokusu geliyor burnuma, buram buram...
Yokluğunda neleri yitirdim, sen yoksan artık gülüşüm bile içten değil, şen kahkahalar atanlara imreniyorum hanidir...sen yoksan, ipekler bile dalıyor bedenimi, sakin yanlış anlama.. sitemin sana değil bebeğim, sitemim aşka...

Sana aşık olmasam, sensiz günlerde böyle mutsuz olmazdım, sen, sen diye yakarıp, sabahlara kadar yıldızları saymazdım...Görüyor musun yokluğunda neleri yitirdim..ama sitemim sana degil...sitemim AŞKA!!!

SANA NASIL SiTEM EDEBİLİRİM? BEN SADECE SENİ SEVMESİNİ BİLİRİM....

Meğer Gözlerimdeymiş...

sesini duymaya hasret kaldığım günler oldu.yüreğimi cayır cayır yakan hasretinmiş sevgilim. resmin karşımda dururken o yeşil baktıkça daha çok bakasım gelen gözlerinde kaybetmişim ben kendimi,ellerimi sımsıkı tutarken hiç bırakmamacasına hayal olup gidişlerinde buldum kendimi..
sabah uyandığımda kollarının arasında o güzel gözlerine gözlerimi açarak uyanma ümidiyle yaşadım hep,kokun hala yanıbaşımda aşkım hala tanıdık geliyor evin her köşesi gülüşlerin yankılanıyor koşuyorum her yerde seni arıyorum allahım bu nasıl bir şey bir kerecik görebilsem bir kerecik o sıcacık gözlerine bakabilsem ama hep hayalinde kendimi buluyorum sevgilim.. bazen aramaktan yorgun düşüyorum tam o sırada 'hayır bitanem yapma kendini bu kadar üzme ben seninleyim bak yanındayım beni uzakta arama bekle hiçbir zaman vazgeçme diyor' çok yakından geliyor sesin arkama baksam görebilecekmiş gibi oluyorum seni..bakmıyorum sesini duymak bile öyle güç veriyor ki ömrümce arayıp bulamasamda hep beklesemde dayanabileceğimi hissediyorum.. bir gün aklıma düştüğün yine özlem dolu bir gün tam ağlamak üzereyken yine o aşık olduğum ses 'dur sakın yapma sakın ağlama o yıllardır arayıpda bulamadığın şey gözlerinin içinde saklı senin gözlerin onu her aradığında oda seni deli gibi özlüyor sende onun gözlerinde beliriyorsun ağlayıpda gözyaşlarının onu alıp götürmesine izin verme' diyor.. işte o an yüzümde bir gülücük beliriyor şu an senin için gülümsüyorum sevgilim biliyorum sende benim için gülümsüyorsun..sevgi ağlatmak için değil hep mutlu olmak içindir!..

Kimin Yüreğinden Kimi Kovuyorsun...

Gidiyorsun ya bilmem kaçıncı kez… Bittim sanıyorsun.. Yanılıyorsun vefasızım.. Yanılıyorsun…

Sen benim yüreğimde, ben istediğim için güzeldin.. Ben istediğim için görüldü onca rüya.. Onca hayallere ben istediğim için ev sahipliği yaptı bu yürek… Ben var ettim seni içimde, ben yücelttim, ben… Ben istediğim için senin gözlerinde geldi baharların en güzeli, ben istediğim için en mavi umutlar senin oldu… Sana geldi tüm yollar… dedim sana… Değildi vefasızım, kader değildi.. Ben istediğim için koyduğun noktalara hep bir virgül eklendi…

Baş kaldırıyorum şimdi asi sevdana, isyanlarım diz boyu… Sana yüreğime hükmetme hakkını vermiyorum… Alıyorum elinden aşkın kural tanımaz taraflarını, sana bırakmıyorum hatıralarımı… Yokluğum yakacak ya canını eskileri andıkça, ben yanmayacağım yokluğunda… Akıllı adamın işi değil aşk… Hep duygularım hükmetti hayatıma… Artık sıra mantığımda… Orada bitiriyorum seni önce.. Can evinden vuruyorum seni, yokluğunu umursamıyorum… Maske takmaktan da vazgeçtim… Seni en uç noktada, beynimde bitiyorum..

Biliyorum ki ben var ettim bu aşkı… Seni kurdum önce hep aklımda, sonra yarattım, ezberlettim yüreğime… İnce ince işledim nakış gibi, var olduğun sürece varım dedim… Şimdi yoksun.. Yokum… İzin vermiyorum canımı yakmana, bu hakkı tanımıyorum sana.. Nasıl başlattıysam işte öyle bitiriyorum.. Şimdi son kez anıyorum seni, son kez kaçamak dokunuşların geliyor aklıma ve yüzüme düşen saçlarımın arasından sana baktığımda, kaçamak bakışlarını yakaladığım anları son kez anıyorum… Zorluyorum kendimi diye… Öpüşlerini hatırlıyorum, ama eskiden hatırladığım gibi olmuyor, sadece hatırlanıyor işte sözüm ona… Hissedilmiyor… Yapıyorum işte, bununda üstesinden geliyorum… Bitiriyorum… Öyle ki azar azar yok ediyorum benliğimde… Bir kadeh içki alıyorum masama, boğuyorum seni…Can çekişlerini görüyorum şimdi…. Diz boyu yardım çağrıların uğulduyor kulaklarımda…. Kurtarmıyorum… Bilmediğin bir şey var, onu da ben hatırlatıyorum… Kadehlerde boğulanlar, dönemezler boğanlarla aynı masaya… Ölüyorsun işte ve ben umursamıyorum…

Dedim ya, kafama göre rast gele seçip, tüm haklarına el koyuyorum….

Kimin yüreğinden kimi kovuyorsun….

Bir Anlasan...


Zamanın acımasız çizgisi üzerinde, düşmeden yürüyebilmek için tüm çabam... Tüm çabam seni daha çok severek, dengemi sağlayabilmek için...
Alışkanlıklardan uzak olsun istedim sana olan sevgim... Yanında olmak her zaman anlamlı olsun, gözlerin her zaman aynı aşkla baksın, sözlerin hep ilk duyduğum andaki kadar etkilesin ...
Öyle de oldu zaten... En azından benim için...
Sense öylesine aşinasın ki artık karşında duran insana... Artık öylesine ezberlemişsin ki, artık öylesine biliyorsun ki beni de sana olan sevgimi de; o ince çizginin üzerinde koca bir engel gibi duruyor alışkanlığın... Bense daha ileri gidemesem de yine de düşmemek için, olduğum yerde ve aynı aşkla bekliyorum...
Tek neden sana olan aşkım... Oysa sen buna bile inanmıyorsun...
Benim zamanım ve enerjim harcanıp giderken, bunları görmezden gelip, seni sana olan sevgime ikna etmeye çalışıyorum. Oysa senin de zamanın ve enerjin harcanıp giden. Ve biliyorum ki; hayat bu kadar değersiz ve uzun değil. Boşuna harcadığımız zamanlarda, çok güzel olabilirdi... Her şey çok güzel olabilirdi...
Kendime bakıyorum; asla yapmam dediğim ne varsa, düşünmeden yapmışım... Senin için mi, kendim için mi? Hayır ikisi de değil... Bizim için...
Biz olduğumuz sürece anlamı var çünkü bu çabanın...
Bir anlasan...
Seni ne çok sevdim ben...

Eğer...

O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe,
kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar,
güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...
her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor,
dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde,
her çalan telefona O diye atlıyor,
vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken
"keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni
aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi
taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü
suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek
konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece
ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize
siz bile akıl erdiremiyorsanız
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk,
gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz
kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

CAN DUNDAR